10 Ocak 2018 Çarşamba

İNÖNÜ’DEN SAKARYA’YA


Mustafa Kemal’in; “Devrim tarihimizin yeni bir sayfası” dediği İnönü Savaşları’nın birincisi, 10 Ocak 1921 günü kazanıldı. Sakarya ve Başkomutanlık Savaşları’na temel oluşturan, “yaşamsal dönüm noktası” niteliğindeki bu zafer, Kurtuluş Savaşı’nın yazgısına yön veren ilk cephe yengisiydi. Donanımı yetersiz ordu, bu savaşı “kar altında çıplak ayakla” kazanmıştı.

Türk Ordusu, sayı ve silah olarak daha güçsüz olmasına karşın, Yunan Ordusu’nu İnönü’de iki kez yendi. Kurmay çalışmalarında ve savaş stratejisi belirlemede, Yunanlılara karşı açık bir üstünlüğe sahipti. Türk komutanların askerlik sanatında “kendilerinden üstün olduğunu bir türlü kabul edemeyen” Yunan subayları, yenilgiyi bir takım gerçek dışı söylentilerle açıklamaya çalışıyordu. Yunanlılar’a göre, Türk topçusu bu kadar iyi atış yapabildiğine göre, kesinlikle Rus ya da Alman subaylarının komutasındaydı; siperler içinde kuşkusuz İtalyan istihkamcıları vardı; piyade erleri ise Fransız subayların emrindeydi!
 
İnönü’nün Önemi

Birinci ve hemen arkasından gelen İkinci İnönü Savaşı, savaşa katılanların sayıları ya da güçleriyle değil, Türk direnişinin geldiği aşama bakımından önemlidir. Ulusal direniş, bu iki savaşla, gerilla savaşından, cephe savaşına ve bu savaşı sürdürecek düzenli ordu aşamasına ulaşmış ve bu ordu yoksunluklara karşın karşılaştığı ilk savaşta Yunan Ordusu’nu yenmişti.
Ardı ardına gelen beklenmedik Türk yengisi, yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da büyük etki yarattı. “Avrupalı bir orduyla” çarpışan “Kemalist Ordu”, ilk yengisini kazanmış, Türk halkına gönülgücü (moral) verirken, Avrupa’da kaygı uyandırmıştı. Elde edilen zafer, “silah ve donanım eşitsizliği giderilmedikçe savaş kazanılamaz”1 diyenlere inanç ve güven kazandırdı. Mustafa Kemal’in güç ve saygınlığını arttırdı.2 Avrupalılar’a, Anadolu’da gücün kimde olduğunu ve halkı kimin temsil ettiğini gösterdi.

Özel Önem

Mustafa Kemal, Birinci İnönü savaşına özel önem vermiştir. Askerlik sanatını bilen ve onu “kutsal bir görev sayan” anlayışıyla, Birinci İnönü’ndeki, “ilk ordu zaferiyle nelerin kazanılmış olduğunu” iyi biliyordu. Savaştan sonra, “Bu savaşla pek çok şey kurtarılmıştır” demiş ve hemen ardından sözünü, “hayır, herşey kurtarılmıştır”, diyerek tamamlamıştır.3
Soyadını, kazandığı bu savaştan alan İsmet İnönü de aynı kanıdadır. Yıllar sonra şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Birinci İnönü’de şehit olanlar, ülkede düzeni ve cephede orduyla savunmayı sağlamak için yaşamlarını feda ettiler. Hiçbir savaşın şehitleri, bu kadar olağanüstü koşullar içinde ve o derece dünyevi, hatta uhrevi yararları düşünmeden yaşamlarını feda etmemiştir”.4

Büyük Değişim

Halide Edip’in (Adıvar) Birinci İnönü Savaşı’ndan sonra cephede yaptığı saptamalar, Anadolu direnişinin geldiği yeni aşamayı açık biçimde ortaya koyar. ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’ adlı yapıtında gözlemlerini aktarırken, düzenli ordu yapılanmasının sağladığı değişim konusunda şunları söyler: “Bindiğim trenin durumu dokuz ay öncekinden çok başkaydı. Artık kimse pencereden ateş etmiyor, bağıra bağıra şarkı söylemiyordu. Herşey disiplin içine girmişti. Eskiden önde düzensiz topluluklar görünürdü. Şimdi ise, ellerinde makineli tüfekleri ve mahmuzlarını şakırdatan düzenli ordu askerleriyle karşı karşıyaydım”.5

Siyasi Sonuçlar

Birinci İnönü Savaşı’nın uluslararası ilişkilere yaptığı etki, siyasi sonuçlarını ortaya çıkarmada gecikmedi. Bağlaşık Devletler, 21 Şubat 1921’de, yani savaştan yalnızca 41 gün sonra, Londra’da bir barış konferansı düzenleme kararı aldı. “Sevr’in gözden geçirileceği”nin söylendiği konferans çağrısında, ilginç ve önemli bir değişiklik vardı. İstanbul Hükümeti’ne, Konferans’a, “Mustafa Kemal ya da Ankara Hükümeti’nce onaylanacak temsilcilerin bulunacağı” bir kurulla katılması şart koşulmuş6; Sadrazam Tevfik Paşa, bu isteği Mustafa Kemal’e iletmişti.7
Bu gelişmeler, o güne dek “bolşevik ayaklanma” ya da “başıbozuklar hareketi” olarak nitelenen ulusal direnişin ve “asi general” olarak tanımlanan önderinin, dolaylı da olsa tanınması anlamına geliyordu. Çağrının Ankara açısından bir başka önemi, “Sevr’in gözden geçirilmesinin” kabul edilmesiyle, onu tümüyle ortadan kaldıracak sürecin ilk adımının atılmış olmasıydı.8

Londra Konferansı

Mustafa Kemal, İstanbul Hükümeti’ne, Ankara’nın gelecekteki siyasi konumunu güçlendirecek bir yanıt verdi. Çağrı’nın, kendi şahsını değil, “tek meşru ve bağımsız egemen güç” olan ve meşru gücünü halk desteğine dayalı anayasadan alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ilgilendirdiğini”9 bildirdi.
Ankara Hükümeti’nin Konferans’ta dile getirdiği istek ve öneriler, kızgınlığa dönüşen bir şaşkınlıkla karşılandı. Ankara’dan gelen temsilciler, kendilerinden son derece emin, kararlı bir tutum içinde, daha sonra Lozan’da dile getirecekleri isteklerin hemen aynısını istiyordu.
Türkiye’nin Avrupa’daki sınırları, 1913’teki gibi olmalıydı; Yunan Ordusu Anadolu’dan tümüyle çıkmalı, İzmir boşaltılmalıydı. Boğazlar yalnızca Türk yönetiminde kalmalı, yabancı kuvvetlerin tümü İstanbul’dan çekilmeliydi. Batılı diplomatlar, istekleri alaycı bir gülümsemeyle karşıladılar.

Gerçek Amaç

Yunan Ordusu’nun İnönü’nde durdurulması nedeniyle yapılan oyalama girişimine Ankara, savunmakta kararlı olduğu görülen ileri isteklerle yanıt veriyordu. Oysa, yapılmak istenen; Sevr’e, öze yönelik olmayan basit biçimsel değişiklikler getirerek, Anadolu’daki direnişi sona erdirmenin bir yolunu bulmaktı.
Bu gerçeğin yansıması, The Times’ın o günlerdeki yayınında görülüyordu. Konferans’tan önce “Londra Konferansı’nın Sevr porselenini parçalaması şart değil. Üzerine yeni bir vernik vurulursa pekala kullanılabilecek hale gelebilir” biçiminde yorumlar yapan The Times, bu kez, “Türkler’in istekleri o derece aşırı istekler ki, bunların bir parçacığının bile kabul edilmesi, Sevr Anlaşması’nı ortadan kaldırmak demektir” diyerek Ankara Hükümetini öfkeyle yeren yazılar yazıyordu.10
Batılı diplomatlar, Ankara’nın isteklerine karşı, beklendiği gibi, “Sevr koşullarında bazı iyileştirmeler” yapılabileceğini söylediler. “Boğazlar, İstanbul ve Kürdistan konularında kimi ödünler” verebilirlerdi. Artık yalnızca “kağıt üzerinde bir sorun durumuna gelmiş olan Ermeni konusu”, Milletler Cemiyeti Komisyonu’na gönderilebilirdi. Trakya’da, “nüfus sayımından bir daha söz edilmeyebilir”; İzmir’de “adalete uygun bir uzlaşma” sağlanabilir, Yunanistan’a ilhak yerine “özerk bir Rum yönetimi” kabul edilebilirdi.11

Kararlılık

Ankara, önerilerin hiçbirini kabul etmedi. Kurul Başkanı Bekir Sami Bey’in, kimseye danışmadan imzaladığı ve ekonomik-hukuksal ayrıcalık içeren kimi anlaşmalar, Ankara’da iptal edildi. “Ankara’daki asi general”, Avrupalılarla kurduğu ilk diplomatik ilişkide, onların hiç beklemediği yüksek bir ulusal bilinç gösteriyor, ekonomi dahil her alanda bağımsızlığı amaçlayan, ulus-devlet düzenine yöneldiğini ortaya koyuyordu.
Bekir Sami’yi görevden alması ve imzaladığı anlaşmaları onaylamaması, bu yönelmenin açık göstergeleriydi. Büyük devlet yöneticileri, Ankara’dan böylesi bir direnç beklemiyordu; şaşırmakta haklıydılar; bu tür tecimsel (ticari) ayrıcalık anlaşmalarını Türklere yüzyıllardır kolayca imzalatıyorlardı. Şimdi ise, hiç beklemedikleri bir karşı koyuşla karşılaşmışlardı.
Mustafa Kemal, Londra Konferansı’nı Nutuk’ta; “İtilaf Devletleri’nin Sevr projesinin ardından beyinlerinde imzaladıkları ‘Accord tripartite’ adı verilen ve Anadolu’yu nüfuz bölgelerine ayıran anlaşmayı, başka adlar altında ulusal hükümetimize kabul ettirme amacını güden” bir girişim olarak değerlendirir. Avrupalı politikacılar, Ankara’nın ulusal haklar konusundaki bilinçli istencini görmüşler ve ürkmüşlerdir.

İnönü Savaşları’nın Açtığı Yol

Birinci ve hemen arkasından gelen İkinci İnönü Savaşı, Meclis’te ve ülkenin her yerinde yarattığı coşkuyu fazlasıyla hakeden bir başarıydı. Bu savaşlar, uluslararası ilişkilerde yarattığı saygınlık yanında, kesin utkuya giden Sakarya ve Başkomutanlık Savaşları’na temel oluşturan yaşamsal dönüm noktaları, Kurtuluş Savaşı’nın yazgısına yön veren ilk cephe yengileridir.
Edimsel (fiili) gücünü tümüyle yitirerek, kağıt üzerindeki varlığı işgalcilerin isteğine bağlı kalan İstanbul Hükümeti, bu savaşlarla gerçek yerine oturtulmuş, içte ve dışta herkese, Anadolu halkını bundan böyle Ankara’daki siyasi-askeri yapının temsil edeceği gösterilmiştir.

Savaşın  Ustaları

Türk Ordusu, sayı ve silah olarak daha güçsüz olmasına karşın, Yunan Ordusu’nu İnönü’de iki kez yendi. Kurmay çalışmalarında ve savaş stratejisi belirlemede, Yunanlılara karşı açık bir üstünlüğe sahipti. Türk komutanların askerlik sanatında “kendilerinden üstün olduğunu bir türlü kabul edemeyen” Yunan subayları, yenilgiyi bir takım gerçek dışı söylentilerle açıklamaya çalışıyordu.
İkinci İnönü Savaşı’nda cephede bulunan İngiliz Tarihçi Profesör Arnold Toynbee, Yunanlılar’ın, Türk topçusunun ustalığı nedeniyle yenilgiyi “gizli el efsanesi” adını verdikleri söylencelerle açıkladığını aktarır ve şunları söyler: “Yunanlılar’a göre, Türk topçusu bu kadar iyi atış yapabildiğine göre, kesinlikle Rus ya da Alman subaylarının komutasındaydı; siperler içinde kuşkusuz İtalyan istihkamcıları vardı; piyade erleri ise Fransız subayların emrindeydi! Siperleri dolaşarak bu söylentilerin tümünün hayal ürünü olduğunu gördüm ve içim rahat etti”.12
İkinci İnönü Savaşında Yunan cephesinde bulunan ünlü Amerikalı yazar Ernest Hemingway, savaşı ve iki ordunun yönetimi arasındaki nitelik ayrımını şöyle aktarır: “İyi eğitilmemiş Yunan topçusu, Yunanistan’dan yeni gelmiş ve hiçbir şey bilmeyen Constantine subayları komutasında, hücuma geçilen her yerde, yanlışlıkla kendi birlikleri üzerine ateş açıyordu. İngiliz gözlemci, çocuk gibi ağlıyordu. Yaşamında ilk kez, burunları ponponlu sivri pabuçları havaya dikilmiş, beyaz bale eteklikli (Yunanlılar’ın mitolojik giysili efzun askerleri y.n.) ölülere rastlıyordu. Türkler, sımsıkı bir yığın halinde koşarak geliyordu. Askerler, İngiliz gözlemciyle birlikte, ciğerleri patlayıncaya kadar koştular ve kayaların arkasında durdular. Ancak, Türkler kenetlenmiş bir yığın halinde gelmeyi sürdürüyordu”.13
Lord Kinros, Atatürk adlı yapıtında, II.İnönü Savaşı’nın “zaferin yaklaşan ışığı” olduğunu söyler ve şu değerlendirmeyi yapar: “Türkün, eski asker ruhu yeniden canlanmıştı. Yepyeni bir ordu kurulmuş, başına modern savaş yöntemlerini iyi bilen genç subaylar geçmişti. Şimdiden sonra, daha henüz uzak ve belirsiz olsa da, Mustafa Kemal, önünde zaferin yaklaşan ışığını görebilecekti”.14

“Devrim Tarihinde yeni Bir Sayfa”

Mustafa Kemal için İnönü savaşları, “devrim tarihimiz” de yeni bir sayfanın yazıldığı ve milletin “ters alınyazısını” değiştiren önemli bir dönüm noktasıdır. Nutuk’ta “o günün duygularını saptayan belgeler” diyerek kimi telgraf yazışmalarını açıklar.
Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak Türk Ordusu’nu ve onun Komutanı İsmet İnönü’yü kutladığı telgraf’ta şunları söyler: “Bütün dünya tarihinde, sizin İnönü Meydan Muharebesi’nde yüklendiğiniz kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar enderdir. Milletimizin hayatı ve istiklali, üstün yönetiminiz altında şerefle görev yapan, komutan ve silah arkadaşlarımızın inanç ve yurtseverliklerine olan güvene dayanıyordu. Siz orada yalnız düşmanı değil, ulusun ters giden alınyazısını da yendiniz. Düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla bütün vatan, bugün en küçük yerlerine kadar zaferinizi kutluyor. Düşmanın istila hırsı, azim ve yurtseverliğinizin yalçın kayalarına çarparak paramparça oldu. Adınızı, tarihin övünç yazıtları arasına geçiren ve bütün ulusta size karşı sonsuz bir gönül borcu duygusu uyandıran büyük savaş ve zaferinizi kutlarken; üstünde durduğunuz ve binlerce düşman ölüsüyle dolu tepenin, size olduğu kadar ulusumuz için de, şeref ve yükseliş pırıltılarıyla dolu bir geleceği gösterdiğini söylemek isterim”.15

DİPNOTLAR

1      “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.206
2      a.g.e. sf.206
3      “Çankaya” Falih Rıfkı Atay, Betaş A.Ş. İstanbul-1980, sf.283-284
4       a.g.e. sf.284
5      “Türkün Ateşle İmtihanı” H.E.Adıvar, ak. L.Kinross “Atatürk”, Altın Kitaplar Yay., 12. Bas., İstanbul-1994, sf.306
6      “Mustafa Kemal” Paul Dumont, Kül.Bak. Yay., 2.Bas., 1994, sf.76
7      “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12. Bas., İst.-1994, sf.311
8      “Mustafa Kemal” P.Dumont, Kültür Bak. Yay., 2.Bas., İst.-1994, sf.76
9      “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit.Yay., 12. Bas.,1994, sf.311 a.g.e. sf.311
10    a.g.e. sf.312
11    a.g.e sf.312
12    a.g.e.  sf.315
13    “Kilimanjaro’nun Karları” Ernest Hemingway; ak. L.Kinross, Altın Kitaplar Yay., 12.Bas., İst.-1994,  sf. 314
14    “Atatürk” L.Kinross, Altın Kit. Yay., 12. Bas., İst.-1994, sf. 315-316
15    “Nutuk” M.K.Atatürk, II.Cilt, T. T. K. Yay., 4.Bas., 1989,  sf.777






Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder