9 Ağustos 2017 Çarşamba

SEVR, YENİDEN (10 Ağustos 1920 -10 Ağustos 2017)


Osmanlı Devleti’nin 1920 yılında imzaladığı Sevr; Türklere Orta Anadolu’da 120 bin kilometrekarelik bir bölgeyi bırakıyordu. Bugün, yabancılar Orta Anadolu dahil Türkiye’nin her yerini kullanabiliyor. Toprak satın alıyor; madenlere, akarsulara ve limanlara sahip olabiliyorlar. Sevr’de oluşturulan ve Türkiye’nin maliyesini düzenleyen ‘Mali Komisyon’un işlevini; bugün, İMF ve Dünya Bankası yerine getiriyor. Sevr’de, ‘Garanti Sistemi’ adıyla uygulanan mali ayrıcalıklar, Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”yla yasalaşmış durumda. Sevr’de, hükümet kendi gümrük vergilerini, Avrupalı devletlerle birlikte belirlemeyi kabul etmişti. Bugün, AB’nin üçüncü ülkelerle (tüm dünya ülkeleri) yaptığı ve yapacağı bütün anlaşmaları önceden kabul etmiş durumda. Sevr’de, azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede denetim dışında tutuluyordu. Bugün, aynı haklara hükümet kararlarıyla kavuşmuş durumdalar. Sevr’de, ordu tasfiye ediliyordu ama subay tutuklamaları yer almıyordu. Şimdi, hem toplu subay tutuklamaları yapılıyor, hem de ordu tasfiye ediliyor.


Değerli Ganimet

Birinci Dünya Savaşı’ndan yengiyle çıkan Devletler, 10 Ağustos 1920’de Paris’in banliyölerinden porselen fabrikasıyla ünlü Sévres’de, bir araya geldiler. Osmanlı Devleti’ne, kendi varlığına son veren bir barış anlaşması imzalatılacak ve toprakları nüfuz bölgelerine ayrılarak paylaşacaklardı. Hindistan ve Çin’e ulaşan ana ulaşım yolu üzerindeki Mezopotamya, Filistin ve Suriye ele geçirilecek, kapitülasyonlar (yabancılara verilen ayrıcalıklar) genişletilecek ve Boğazlar denetim altına alınacaktı.
Osmanlı İmparatorluğu savaşın en değerli ganimetiydi. Stratejik konumu dışında; el değmemiş petrol yataklarına, bakır, gümüş, demir başta olmak üzere bilinen hemen tüm değerli madenlere ve“hidroteknik mühendislerinin yardımıyla muazzam ölçüde ürün verebilecek, olağanüstü verimli tarım arazilerine”1 sahipti.

“Emperyalist Çözüm”

Amerikalı tarihçi Prof. Paul C.Helmreich, Paris’ten Sevr’e (From Paris to Sévres) adlı yapıtında, Sevr Antlaşması için, “19.yüzyıl sömürgeciliğini izleyen, mükemmel bir emperyalist çözüm” der ve o günlerdeki Türkiye için şu değerlendirmeyi yapar: “Herkesin Türkiye’de bir çıkarı vardı; olmayanlar da icat ediyordu. Bir anlamda, çıkar çatışmalarının da ötesine geçilmiş, yıllara yayılan ‘uyutma antlaşmaları süreci’, yerini açık olarak yürütülen ‘nefret’ tutumuna bırakmıştı. ‘Barbar bir ulus’ olan Türkler’i, Avrupa’dan kovma fırsatı kaçırılmamalıydı. Lloyd George, sezgi gücünü yitirmiş; Türkler’in İstanbul’dan çıkarılmasında diretiyordu. Türkiye topraklarında, neredeyse akla gelebilecek bütün azınlıklar için birer ülke planlanıyordu. Büyük güçler, kamp ateşinin çevresinde, aç gözlerle fırsat kollayan kurtlar gibiydi. Çünkü; Türkiye, doğası gereği zengin ve emperyalizm oburdu”.2

Anlaşmalar Seti

Anlaşma (İtilaf) Devletleri, Osmanlı topraklarını savaştan hemen sonra işgal etmiş, eylemsel olarak aralarında paylaşmışlardı. İstanbul’da askeri bir yönetim oluşturulmuş, Meclis dağıtılmış, Hükümet her söyleneni yerine getiren bir kukla durumuna getirilmişti. Toprak paylaşımının biçim ve miktarı, savaş içinde gizli-açık 9 uluslararası antlaşmayla önceden belirlenmişti.3
Yemen’den Balkanlar’a, Kafkasya’dan Ege adalarına dek büyük bir coğrafyada sınırlar yeniden çizilmişti. Rusya’nın devrim nedeniyle paylaşım dışı kalması üzerine, San Remo’da gözden geçirilen yeni düzenleme, şimdi Sévres’de uluslararası bir antlaşmaya dönüştürülecek ve uygulanacaktı.

Anadolu’nun Paylaşımı

Sevr Anlaşması’nda; Kars, Erzurum dahil, ülkenin Doğusu tümüyle Bağımsız Ermeni Cumhuriyeti adıyla Ermenilere veriliyor (88-94.Madde), Fırat Nehri’nin doğusundaki topraklar Özerk Kürt Ülkesi yapılıyordu. (62-64. Madde)
Suriye’den sonra İskenderun, Adana, Mersin ve Çukurova’yı içine alan Fransız nüfuz bölgesi, Sivas’ın Kuzeyine dek uzanıyordu (Ek Protokol).
Antalya merkez olmak üzere, Bursa’dan Kayseri’ye çekilen, Afyonkarahisar’dan geçen hattın Güneyinde kalan tüm Güneybatı Anadolu ve Onikiada, İtalyan nüfuz bölgesi oluyordu (Ek Protokol).
Yunanistan; İzmir’le birlikte Batı Anadolu’yu, Edirne ve Gelibolu dahil, tüm Trakya’yı ve Ege adalarını alıyordu (84-87.Madde). İstanbul, Marmara Denizi ve Çanakkale, Türk askerinden arındırılıyor, Anlaşma (İtilaf) Devletleri’nin denetimine veriliyordu.4

Ordu Dağıtılıyor

Anlaşma Devletleri, Türklere, “ekonomik değeri ve gelişme olasılığı bulunmayan”5 topraklar olarak kabul ettikleri, Orta Anadolu’da 120 bin kilometrekarelik bir bölgeyi bırakıyordu. Ordu dağıtılıyor, yerine 50 700 kişiyle sınırlandırılan ve subay kadrosu içinde 1500 yabancı denetmenin (müfettişin) görev yapacağı bir jandarma örgütü kuruluyordu.
Askerlik yükümlülüğü kaldırılarak, ordunun silah donanımı Anlaşma Devletleri’ne devrediliyor; silah üretim ve dışalımı yasaklanıyor; deniz birliklerindeki gemi sayısı, 6 torpido ve 7 hücumbot ile sınırlanıyordu.6

Ekonomik Tutsaklık

Ekonomik, siyasi ve hukuki ayrıcalıklardan oluşan kapitülasyonlar, sınırları genişletilerek yeniden düzenleniyor, Garanti Sistemi adıyla yeni ayrıcalıklar getiriliyordu (261.Madde). Demiryolları, limanlar, su yolları, gümrükler ve ormanlarla özel ve devlet okulları, uluslararası komisyonların denetimi altına alınıyordu. (Madde 328 -360).7
Devlet bütçesi; İngiltere, Fransa ve İtalya’dan oluşan bir kurul tarafından düzenlenecekti. Kurula katılan Türk temsilcinin oy hakkı bulunmayacak, yalnızca danışma niteliğinde görüş bildirecekti. Türk Hükümeti, kurulun onaylamadığı herhangi bir akçalı (mali) düzenlemede bulunamayacak, Gümrükler Genel Müdürü, bu kurul tarafından atanacak ya da görevden alınacaktır.
Türk Devleti’nin para politikası, Osmanlı Bankası ve Düyunu Umumiye İdaresi ile birlikte çalışacak bir Mali Komisyon tarafından belirlenecekti. Komisyon, devletin gelirleri ile; önce işgal güçlerinin giderlerini ve savaş ödencesini (tazminatı) ödeyecek, sonra geri dönen azınlıkların giderlerini karşılayacak, kalanını Türk halkının gereksinimleri için kullanacaktı (Madde 231-266).8
Büyük devletlere tanınmış olan kapitülasyon ayrıcalıklarından, Yunanistan ve kurulacak olan Ermenistan yurttaşları da yararlanacak, herhangi bir ticari kısıtlamaya bağlı olmadan ülkenin her yerinde çalışabileceklerdi. Yabancı kargo ve posta kuruluşları yeniden açılacaktı. Konsolosluk Mahkemeleri, gelişkin yetkilerle yeniden kurulacak, Türk Mahkemeleri yabancıları yargılayamayacaktı.9

Azınlıklar Egemenliği

Sevr; azınlıklar, dinsel özgürlükler ve demokratik haklar konusunda, özellikle Rum ve Ermeniler’e, Türkler’in yararlanamayacağı geniş haklar getiriyordu. Savaş nedeniyle yerlerinden ayrılan azınlıklar, hiçbir koşula bağlı olmaksızın geri dönebilecekler ve komisyona bildirdikleri maddi zararları, Türk maliyesinden alabileceklerdi.
Azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede tümüyle özgür olacaklar, hiçbir denetime bağlı kalmayacaklardı.10

Utanç Belgesi”

Anadolu’daki Türk egemenliğini kesin biçimde sona erdiren Sevr, onu imzalayanlar için “sonsuz bir utanç belgesiydi”.11 En küçük ayrıntıya dek yüzlerce maddeyle belirlenen parçalama girişimi, birkaç tümceyle özetlenirse, ortaya çıkan somut gerçek şuydu: “Osmanlı Padişahı ve bütün İslamların Halifesi olan Sultan Mehmet Vahdettin”12, dedelerinin Selçuklular’dan devralarak büyük bir imparatorluğun ana yurdu yaptığı Anadolu’yu, hiç direnmeden, üstelik direnenlere karşı direnerek elden çıkarıyordu.
İşin acı yanı, “mahvolmak istemeyen ve Anavatanı’nı her türlü fedakarlığa katlanarak savunmaya karar veren Türk milletine, tutsaklık ve utanç zincirini takmak için, büyük devletler ve Yunanlılarla birlikte saldırıyor, bu saldırıda silah dahil, her şeyi kullanıyordu”.13

Sevr’den Günümüze

Sevr’de oluşturulan ve Türkiye’nin maliyesini düzenleyecek ‘Mali Komisyon’un işlevini; bugün, İMF ve Dünya Bankası yerine getiriyor. Sevr’de, “Garanti Sistemi” adıyla uygulanan mali ayrıcalıklar, Kemal Derviş’in “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”yla yasalaşmış durumda. Yabancılar, bugün Türkiye’de Türk yurttaşlarının ödediği; kira geliri, hazine bonosu ve devlet tahvili faiz geliri, serbest meslek kazancı, banka faiz geliri, ücret kazancı ve repo geliri gibi kazançlarda vergi ödemiyor. 1838 Türk-İngiliz Serbest Anlaşması’nda (Baltalamaya Anlaşması) bile, Türk tüccarlar yüzde 12 vergi öderken, yabancılar yüzde 5 vergi ödüyordu.
Sevr’de, hükümet kendi gümrük vergilerini, Avrupalı devletlerle birlikte belirlemeyi kabul etmişti. Bugün ise, AB’nin üçüncü ülkelerle (tüm dünya ülkeleri) yaptığı ve yapacağı bütün anlaşmaları önceden kabul etmiş durumdadır.
Sevr’deki “Mali Komisyon”, savaş tazminatları ve borç ödemelerine öncelik vermişti. Bugün dış borç ödemelerine kaynak ayırmak için, Kemal Derviş’in çıkarttığı Merkez Bankası Yasası kullanılıyor ve “faiz dışı fazla” peşinde koşuluyor. AKP hükümetleri, dış borç bulmak için Hazine altınlarını rehin veriyor; devlet işletmelerini, Varlık Fonu adını verdiği şirkete devrederek borç garantisi olarak kullanıyor.
Sevr’de, Demiryolları, limanlar, su yolları, gümrükler ve ormanlarla özel ve devlet okulları, uluslararası komisyonların denetimi altına alınıyordu. Bugün, bunların büyük bölümü devlet yönetiminden çıkmıştır. Limanlar satılmış, akarsular HES’lerle doldurulmuş durumdadır.
Sevr’de, azınlıklar; okul, kimsesizler yurdu, hastane, kilise, havra gibi toplumsal ve dinsel kuruluş açmada, mülk edinmede denetim dışına çıkarılmışlardı. Sevr’in bu maddeleri, Avrupa Birliği isteklerine bağlı kalınarak, 57. Hükümet ve sonraki AKP hükümetleri tarafından, uygulanmıştır. Cumhuriyet döneminden sonra bugün yeniden özgür kılınmışlardır. Eski mülklerine kavuşmuşlar ve yoğun bir çalışma içine girmişlerdir.
Sevr’de, yabancılar kendi nüfuz alanlarında, maden arama ve işletmede serbesttiler. Şimdi Türkiye’nin büyük bölümünde, kiralamalar ya da satın almalarla arama ve işletme haklarına sahiptirler.
Duyunu Umumiye’nin reji idaresinden alınıp devlet tekeli haline getirilen tütün üretim ve işletmeciliği, bugün yeniden yabancı sigara şirketlerinin tekeline verildi. Pancarın yerini mısır ve yapay tatlandırıcılar aldı. Tütün ve pancarın ekim alanları sınırlandırıldı. Düyunu Umumiye İdaresi ve Osmanlı Bankası’nın yerini alan milli bankalar artık yok. Milli bankaların yerini, uluslararası bankalar aldı.
Sevr’de, Anadolu Avrupa devletlerinin nüfuz bölgelerine ayrılmıştı, şimdi Türkiye’nin tümü yabancıların açık pazarı durumunda.
Sevr’de, ordu tasfiye edilmişti ama subay tutuklamaları yapılmamıştı. Şimdi, toplu subay tutuklamaları yapılıyor. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkarılan kararnamelerle, ordu polis gücüne dönüştürülüyor okulları kapatılıyor,  hastaneleri ve mahkemeleri elinden alınıyor.

DİPNOTLAR

1     Woodrew Wilson, Dünya Savaşı, Versailles Barışı” R.S.Becker, sf.96; ak. A.M. Şamsutdinov, “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.39
2  “Sevr Entrikaları” P. C.Helmreich, Sabah Kit., İstanbul-1996, sf.22
3   Ana Britannica, 27.Cilt, Ana Yay. A.Ş. İstanbul-1994, sf.361
4    “Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.192
5    a.g.e. sf.192
6   Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.241
7    Kurt ve Pars” Benoit Méchin, Kum Saati Yay., İst.-2001, sf.156-157
8      Mustafa Kemal” B.Méchin, Bilgi Kit., Ankara-1997, sf.195-196
9       “Türkiye Ulusal Kurtuluş Savaşı Tarihi 1918-1923” A.M. Şamsutdinov, Doğan Kitap, İstanbul-1999, sf.242
10   Büyük Larousse, Gelişim Yayınları, sf.10403
11   “Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri-IV” Kaynak Yay., 3.Bas., 2001, sf.64
12    a.g.e. sf.65
13     a.g.e. sf.65




Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder