31 Aralık 2016 Cumartesi

2017 VE YURTSEVERLERİ BEKLEYEN GÖREV


Türkiye, bugün 1938’in değil, 1919’un koşullarını yaşıyor. Gizli işgal’e dönüşen dışa bağımlılık, ulusal varlığı yok etmeye yönelen kalıcı sorunlar yaratıyor. Durumun ayırdına varanlar, henüz yeterince örgütlü değil. Gelinen noktanın sorumluluğunu taşıyan politikacılar, yadsımadıkları bu gerçeği, “küresel çağın zorunlu sonucu” ya da “karşılıklı bağımlılığın kaçınılmazlığı” olarak meşrulaştırmaya çalışıyor. Yoksullaşan örgütsüz halk, dostu düşmanı seçemiyor. Ekonomik çöküntüyle yaratılan kavram kargaşası ve yoksullaşma içinde Türkiye, göz göre göre parçalanmaya götürülüyor. Günümüzün somut gerçeği, ne yazık ki budur.

Durum

Ülkenin durumu açık biçimde dile getirilecek olursa, bugünkü durum şudur: Türkiye, askeri değil ama askeri işgalin amacı olan, siyasi ve ekonomik işgal altındadır. Sevr, toprak paylaşımı dışında hemen tüm maddeleriyle, üstelik daha kapsamlı olarak uygulanıyor. Topraklar silahla el değiştirmiyor ancak, yabancıların toprak satın almasıyla, Anadolu’da hızlı bir mülkiyet değişimi yaşanıyor. Ulusu ilgilendiren hemen her önemli karar, ülke dışında alınıyor, içerde eksiksiz uygulanıyor. Ulusal sanayi çöküyor, tarım yok oluyor. Yeraltı-yerüstü varsıllığımızı, dilediğimiz gibi kullanma özgürlüğüne sahip değiliz. Ulusal değerler korunmuyor, kültürel bozulma yaygın. Emperyalizmin örgütleyip eğittiği etnik ve dinsel terör, Türk ulusuna kafa tutuyor.
Parayla donatılmış yerli ya da yabancı misyonerler, bu ülke için bir şeyler yapmaya çalışan yurtseverlerden daha geniş olanaklarla serbestçe çalışıyor. Ulusal haklara saldırmada, hiçbir sınır tanınmıyor. Vatanseverlik baskı altında; hıyanet, getirisi yüksek bir meslek durumunda. Halk, yoksul ve umutsuz. Karamsar bir edilgenlik yayılıyor. Basın ihanet içinde. İşgal İstanbul’u sanki yeniden yaşanıyor.

Bilinçle Görmek ya da Yaşayarak Öğrenmek

Hiçbir yanıltma ve kandırma girişimi, hiçbir baskı ya da göz boyama, toplumsal gerçeği uzun süre gizleyemez. Yaşam en iyi öğretmendir ve gizlenmiş gerçekler, göremeyenlerin önüne çıkmakta gecikmez. Düşünerek öğrenmeyenler, yaşayarak öğrenirler. Ancak, uygar olmak, ya da daha doğru söylemle insan olmak, olayları önceden görmeyi ve önlem almayı gerekli kılar. 1919 ve sonrasında bu yapılmıştı, bugün de bu yapılmalıdır.

Yeniden Kuvayı Milliye

Bu koşullarda yapılması gereken, benzer koşullar altında geçmişte verilen mücadeleden yararlanmak ve bu yönde çalışmaktır. Samsun’a çıkan anlayış, Kuvayı Milliye ruhu, Müdafaa-i Hukuk örgütleri, önümüzdeki yakın dönemi belirleyecek biçimde, yeniden gündeme geliyor. Kurtuluş Savaşı, öncesi ve sonrasıyla dikkatlice incelenmeli, güncelliğini koruyan bu eylem, günün koşullarına uyumlu kılınarak, aynı anlayışla uygulanmalıdır.
Ülkenin parçalanmasını önlemek isteyen herkes, Mustafa Kemal’e başvurmak, mücadelesinden ders almak zorundadır. Türkiye’de yükselmekte olan ulusal uyanış, geçmişteki benzersiz deneyimden, kesin olarak yararlanmalı, bu konuda bilgilenmelidir. Atatürk, bugün ona çok gereksinim duyan Türk halkına anlatılmalıdır.

Değeri Bilmeyen Onu Koruyamaz

Bir değerin nasıl kazanıldığını bilmeyen, onu koruyamaz, geliştirip uygulayamaz. Kurtuluş Savaşı’nın hangi koşullarda, nasıl ve kimlere karşı kazanıldığını, ne bedel ödendiğini, ulusu ayakta tutan kalkınmanın nasıl sağlandığını bilmeden, Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak olanaklı değildir.
Yapılanlar çabuk unutuldu ya da unutturuldu. Unuttukça da geriye gidildi. Ve bugün, içinde sıkışıp kaldığımız sorunlarla dolu koşullara gelindi. Bu koşullar, nitelik olarak, Osmanlının 20.yüzyıl başında yaşadığı koşullardır. Bunu artık herkes görmelidir. “Dünü unutursan, yarın hatalara düşmekten kurtulamazsın” diyen Atatürk’ü güncel kılan da budur ve doğaldır ki, emperyalist boyunduruktan kesin olarak kurtulana dek, bu güncellik sürecektir. Her kesimden yurtsever, bu nedenle Atatürk’e yöneliyor; Kuvayı Milliye ruhu bu nedenle yayılıyor, Müdafaa-i Hukukçular bu nedenle yeniden ortaya çıkıyor.

Atatürk’ü Örnek Almak

Ülke için önemli olduğuna inandığımız konuları öne çıkaralım. Milli mücadelenin hazırlanmasına, kullanılan mücadele yöntemlerine, halkın örgütlenmesine, meşruiyet anlayışına ve bu yöndeki tartışmalara öncelik verelim. Mustafa Kemal’in bu konularla ilgili söz ve davranışlarını koşullarıyla birlikte dikkatlice inceleyelim. Bu söz ve davranışların, bir tarih araştırması değil, Kemalist bir eylem önerisi olarak değerlendirelim. Ülkenin kurtuluşu için mücadele edenler ve edecek olanlar, Mustafa Kemal’in karşılaştığı engellerin benzerleriyle karşılaşacaklardır. Özellikle onlar; aktarılan bilgileri eleştirici gözle incelemeli, bugüne uyarlamalı ve girişilecek mücadelede nelerle karşılaşacaklarını bilerek hareket etmelidirler.
Atatürk’ü anlamak ve “izinden gitmek” bilinçli olmayı gerekli kılar; yaptığını yapmak, insana, üstelik en ağırından sorumluluk yükler. Atatürk öldükten sonra, Atatürkçülerin başına gelmedik kalmamıştır. Bu sorumluluğu yüklenmek isteyenler, eyleme geçtiklerinde bu işin, “karga kovalamak” ya da “sarı saç mavi göz” edebiyatından çok ayrımlı bir iş olduğunu görürler. Emperyalizmle doğrudan ve sürekli mücadele demek olan Atatürkçülük, sert mücadelelere her zaman hazırlıklı olmayı gerekli kılar. Kemalist olmak, kolay bir iş değildir.

Yapılması Gereken

Mustafa Kemal’i ortaya çıkaran toplumsal koşulları, eğitimini, düşünce yapısını, kendini geleceğe hazırlamasını örnek alalım. Libya günlerini, Balkan Savaşlarını, Çanakkale’yi ve Doğu Cephesi’nde yaptıklarını bilelim. Kurtuluş Savaşı için Mondros’tan önce yaptığı hazırlığı, İstanbul çalışmalarını ve Anadolu’ya geçiş koşullarını anlamaya çalışalım. İşbirlikçi İstanbul Hükümeti ve mandacılarla mücadelesini, Erzurum ve Sivas Kongrelerini, Kuvayı Milliye’yi gerilla kavramını, I.Meclis’i, düzenli orduya geçişi ve bütün bunların sonucu olarak İnönü, Sakarya, Başkomutanlık Meydan Savaşı’nı inceleyelim. Türk halkının yaptığı özveriyi, çektiği acıları, Yunan vahşetini ve emperyalist tuzakları unutmayalım.
Bunları yaparsak bilinçlenecek ve günümüze yönelik sonuç çıkarmada büyük bir olanağa kavuşacağız. Atatürk’ten ancak böyle yararlanabilir, onu böyle örnek alabiliriz. Bunu yaparsak yalnızca bir yaşamı ve bir ulusun kurtuluşunu değil, adeta bir “destanı” öğrenmiş olacağız ya da daha doğru bir söylemle, örnek almaya çalıştığımız olayın bir “destan” olduğunu göreceğiz. Bu “destan”, direnenlere umut ve güç veren ulusal bir hazinedir. Yeter ki yararlanmasını bilelim.

Herkesin Yapabileceği Bir Şey Vardır

Ülkesi için herkesin yapabileceği bir şey vardır. Abartmadan ve küçük görmeden, herkes elinden geleni bu ülkeye vermelidir. Ayrılıklara izin verilmemeli, halkı içine alan yeni birliktelikler oluşturulmalıdır. Nelerin yitirilmekte olduğunu ve gelecekte nelerin yitirileceğini herkes görmelidir.

Çıkış yolu vardır ve elimizin altındadır. Türk ulusunun gerçek gücünün ne olduğu bilinmeli, bu güç harekete geçirilmelidir. Bu yolda geç kalınan her gün, kaçınılmaz gibi görünen gelecekteki mücadele günlerinde, çekilecek acıların artmasına neden olacaktır. Kendi gücüne dayanılmalı; dış isteklere, siyasi ve ekonomik oyalamalara izin verilmemelidir. Gerçek dışı sanlar, aldatıcı sözvermeler ve sanal ereklerle halkın kandırılması önlenmelidir. Bunun tek yolu, Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Türk Devrimi’ni öğrenmek ve buna göre davranmaktır.


Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

6 yorum:

Halil türer dedi ki...

Önce Vatan Önce Güvenlik..
elinze sağlık güzel bir yazı olmuş
öncegüvenlik

Mehmet öge dedi ki...

Vakit kaybetmeyin.Okuyun.
Nutuk ile başlayın. Yeterki başlayın.Arkası gelecek.Ağlayacaksınız.

Adsız dedi ki...

Irticai zihniyetli %49.5 ne yapacagiz.Laftan anlamiyorlar. Okumuyorlar.

Adsız dedi ki...

Bu mevcut durumun sebebi Anadolu yobazının ta kendisidir. Demokrasiyi Cumhuriyeti ve medeni değeleri hazmedememiş Anadolu yobazı daha hala sultanı ve halifesi için yanıp tutuşmaktadır. Dini devlete sosyal, kültürel hayata ve devlete sokup çıkararak tipik bir Ortadoğu zevatı karakteristiği göstermektedir. Halbuki bilimin ışığında yükselen bir ekonomi, çağdaş aydın ve evrensel bir hukuk sistemiyle korunan devlet düzeni olan bir ülkede yaşamak yerine sultanını seçip el pençe divan durup avret ovuşturmayı layık görmüştür kendine. Anadolu Yobazı ki sayıca çoğunluktur ve ben Türkiyenin modern saygın prestijli ülkeler arasına girebileceğine inanmıyorum ileride Tunus Fas Cezayir yalelli bir ülke olma yolunda hızla ilerlemektedir. Ulu önder Atatürk bu insanlara birey ve vatanadaş olma hakkı vermiştir ama bunlar kendilerine ümmet sıfatını yakıştırmıştır layık olduklarını bulacaklardır.

Adsız dedi ki...

Ne yazik ki tamamen katılıyorum. Cehaletin sistematik yayılımı toplumsal politika oldu. Sonuç dediğiniz gibi bence de

cycle_of_life dedi ki...

Keşke ümmet sıfatını kavrayabilselerdi, Ataturk' un ilkeleriyle islamiyetin çakışan hiçbir noktası yok. Butun sorun insanların onu yaşayış biçiminde.. 'Oku' emriyle başlayan bir kitabın dini, bir insanı nasıl cahil bırakabilir? Defalarca ,akletmezmisiniz? Hiç düşünmez misiniz? diye soran bir kitap nasıl olur da boyle cahil yığınların kitabı olabilir, aklım almıyor..

Yorum Gönder