16 Şubat 2016 Salı

İZMİR İKTİSAT KONGRESİ-1


İzmir İktisat Kongresi, Türkiye için önem taşıyan günlerde, 17 Şubat 1923’te toplandı. Lozan’da başlayan barış görüşmeleri, 4 Şubat’ta kesilmiş ve Türk Kurulu yurda dönmüştü. Avrupalılar; kapitülasyonlar, tazminatlar, ekonomik ayrıcalıklar, Boğazlar ve Irak sınır belirlemesi konusunda, kabul edilmez koşullar ileri sürüyor; Türkiye’yi, ekonomik dayanaklarıyla tam bağımsız ve özgür bir ulus devlet olarak kabul etmek istemiyordu. Konferans’ın kesilme nedeni buydu. Böyle bir aşamada toplanan İzmir İktisat Kongresi, Türkiye’nin tam bağımsızlık konusundaki kararlılığını, gerek Lozan katılımcılarına gerekse tüm dünyaya, bir kez daha ve en açık biçimiyle bildirecek, bunun nasıl gerçekleştirileceğini ortaya koyacaktı. Bu işlevi nedeniyle, İzmir İktisat Kongresi, yalnızca Türkiye’yi ilgilendiren bir eylem olmaktan çıkarak uluslararası bir boyut kazanmış; ekonomi kaynaklı olmasına karşın siyasi bir etkinlik durumuna gelmişti.

 

İzmir İktisat Kongresi 

İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihleri arasında, Konak’taki Osmanlı Bankası’nın eski depolarından Aram Hamparsumyan’a ait Banka Han adı verilen binada yapıldı. Ermeniler, İzmir’i yakmış, kongre yapılacak ve gelen delegelerin kalacağı bina kalmamıştı. Düzenleme Komitesi, eski depoyu kullanılır duruma getirmiş, delegeleri evlere ve yanmayan okullara dağıtmıştı. 1 Bu kongrede, Türkiye’nin her bölgesinden seçilen değişik meslekten delegeler, ekonomik sorunları ve kalkınma yöntemini tartışacak, aldıkları kararları kamuoyuna ve hükümete iletecekti.
Tartışmalara; Mustafa Kemal’in bir yıl önce Meclis’te açıkladığı ve o güne dek ortaya konan tek tutarlı görüş olan, 1 Mart 1922 önerileri yön verecekti. Bu öneriler, irdelenip geliştirilecek ve geniş katılımlı tartışmalarla ekonomik kalkınmanın yol ve yöntemleri belirlenecekti. Alınan kararlar, salt kuramsal belirleme olarak bırakılmayacak, uygulanabilir izlencelerle (programlarla), devlet politikasına dönüştürülecekti. Mustafa Kemal, Kongre’yi açış konuşmasında, “Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümetimiz, vatan ve millet yararına yapacağınız önerileri, sevinçle dikkate alacak ve gözönünde tutacaktır” diyerek uygulamalar konusunda söz vermişti. 2
İktisat Vekaleti’nin (Ekonomi Bakanlığı) çağrısıyla yapılan Kongre’ye; Çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi kesimlerini temsil eden 1135 delege katıldı. Tarım ve sanayi sorunları, ticari örgütlenmeler, işçi hakları, eğitim ve sağlık, sermaye birikimi ve mali yapılanma, maden, ormancılık, ulaşım, kambiyo ve borsa, gümrükler, korumacılık ve teşvikler gibi konularda, dört kesimi de ilgilendiren görüşmeler yapıldı; kararlar alındı. Toplam 288 başlamdan (maddeden) oluşan kararlar, hükümete iletildi, bastırılarak halka dağıtıldı. 3

Çiftçi ve Tarım Sorunları

Çiftçi ve tarım sorunlarıyla ilgili saptama ve öneriler, 95 başlamda toplanmıştı ve gerçekleştirilmesi güç, kimilerine göre olanaksız istemler içeriyordu. Birçok kişi, ülkenin içinde bulunduğu koşullar nedeniyle, kararların uygulanamayacağına ve kağıt üzerinde kalacağına inanıyordu. Gelişmiş ülkelerin bile başaramadığı kimi işleri, yoksulluk içindeki Türkiye nasıl başaracaktı? Önemli olan karar almak değil, alınan kararı uygulamaktı; bu nasıl yapılacaktı? 
Alınan kararlar, düzenli izlenceler olarak adım adım uygulandı ve bu uygulamalar, Kemalizmin 1938'e dek süren 15 yıllık yönetim döneminde temel devlet politikası oldu. 
Çiftçi sorunlarıyla ilgili öne çıkan ve zaman içinde büyük bölümü uygulanan kongre kararlarının bir bölümü şöyleydi: Bütün ilk ve orta derecedeki okullarda, sanayi ve tarımın uygulamalı derslerle öğretilmesi, köylülere tarımın değişik konularında, ücretsiz öğretici kitap ve dergiler dağıtılması... Her bölgede, birbirine yakın köylerde; 5 dönümlük bahçesi, iki ineklik ahırı, kümesi ve iki odalı arı evi olan ilkokullar, bucaklarda örnek çiftlik niteliğinde tarım okulları ve Anadolu’da bir yüksek tarım okulu açılması... Kışlalarda askeri eğitim yanında, uygulamalı tarım öğretimi yapılması... Köylerde tarım, sanayi, coğrafya, ekonomi ve sağlıkla ilgili filmler oynatılması, aydınlatıcı konferanslar düzenlenmesi... Aşar vergisinin kaldırılması... Ziraat Bankası’nın mali kaynaklarının, hiçbir biçimde hükümetlerce kullanılmaması ve köylüye verilen kredi olanaklarının arttırılıp kolaylaştırılması... Köy yollarının iyileştirilmesi için harcanmayan ve genel bir vergi olan yol vergisi yerine, çalışma esasına dayanan ‘işçilik vergisi’ konması, yalnızca çalışmayanlardan kişisel bedel alınması... Ormanların çoğaltılıp korunması... Hayvancılık ve hayvan hastalıklarıyla mücadeleye önem verilmesi, cinsleri düzeltmiş yerli damızlıkların hiçbir biçimde kesilmemesi ve dış ülkelere satılmaması... Ülkede bol yetişen ve içerde tüketilen hayvan ve tarım ürünlerinin devletçe korunması... Yabancı uyruklara toprakta mülkiyet hakkı tanınmaması, hazine arazilerinin, kullanma hakkı bulunan yurttaşlara koşulsuz verilmesi... Balıkçılık, arıcılık, meyvecilik, zararlı mücadelesi, pancar ekimi ve şeker üretimine önem ve destek verilmesi... Tarım araç gereç ve yedek parça depoları açılarak, her cins yedek parçadan çokça bulundurulması ve tarım araçları dışalımlarından gümrük vergisi alınmaması...” 4

Ticaret ve Tüccarlar

Kurtuluş Savaşı’ndan önce, ticaret hemen tümüyle Müslüman olmayan azınlıklara bırakıldığı için, Türk tüccarlar yeterince güçlenememiş, meslekleriyle ilgili akçalı (mali) ve tüzel (hukuki) örgütlenmeler gerekleştirememişti. Tecimen (tüccar) adı verilen Türk iş sahipleri; azınlık tecimenlere, onların belirlediği fiyatlarla mal sağlayan, aracılık eden ve onların belirlediği alanlarda çalışan ikinci sınıf esnaf durumundaydı. Dışsatım, kâr transferi, kambiyo ve borsa işlemleri, dışalım gibi işleri bilmez; bu işleri yabancılar azınlıklarla birlikte yapardı. Avrupalılar, azınlıkların Türkiye’den ayrılmasıyla, ekonomiyi ve piyasa işleyişini bilmeyen Türklerin, tecimsel etkinlikleri yürütemeyeceğine, akçalı ve tecimsel (ticari) işlemlerin tümüyle duracağına inanıyordu.
İzmir İktisat Kongresi’nde ticaret ve piyasa işleyişini ilgilendiren kararlar, böyle bir ortamda alındı. Kongre’ye katılan tecimenler içinde, yalnızca İstanbul’dan gelenler biraz örgütlüydü. Onlar da, Milli Türk Ticaret Birliği adındaki örgütlerini kısa bir süre önce kurmuşlar 5; dışsatım, dışalım, mesleki birlikler, devlet desteği gibi konularda sınırlı bir çalışma yapabilmişlerdi. Tecimen delegelerin en bilgilileri olarak dikkat çeken Kavalalı Hüseyin Bey Milli Türk Ticaret Birliği’nin Başkanı, Ahmet Hamdi Bey Genel Yazmanıydı. Ahmet Hamdi Bey, Kongre divan yazmanlığına seçilmişti. 6
Tecim ve tecimen sorunlarına yönelik, 120 başlamda toplanan ve bankacılıktan borsaya, deniz ulaşımından gümrük işleyişine, maden ve orman işletmeciliğinden tecim odalarına dek birçok konuda karar alındı. Çoğunluğu yaşama geçirilen kararların bir bölümü şöyleydi: Uygun ad altında bir ana ticaret bankası kurulması... Devletin çıkaracağı hisse senetlerinin, yalnızca Türklere ve Türk şirketlere ayrılması... Devletin ticari bankalara ortak olması... Kambiyo merkezleri, para ve tahvil borsalarının millileştirilmesi, buralarda Türke düşman oyunların oynanmasına izin verilmemesi... Devletin, milli pazarı yabancı etkisinden koruyacak önlemler alması, borsada yaratılacak yapay hareketlere engel olmak için, milli bankalar aracılığıyla etkili müdahalelerde bulunulması... Madenlerde, yalnızca Türk teknik adamların çalışması, maden haritasının çıkarılması ve madenciliğimizin, uluslararası düzeyde rekabet edebilir durumu getirilmesi... Geniş maden ve orman alanlarının demiryoluyla limanlara bağlanması... Türk limanlarında, kendi bayrağımızdan başkasının ticaret yapmasına izin verilmemesi ve kabotaj egemenliğinin tam olarak kullanılması... Yerli üretimimizin, hammaddelerimizin, deniz ürünlerimizin korunması ve milli sanayinin gelişmesi için korumacı politikaların uygulanması; gümrük işlerinde hiçbir dış müdahalenin kabul edilmemesi... Herhangi bir yabancı devletle işbirliği yapılarak, ülkemizdeki hammaddeler üzerinde tekel oluşturulmasına hükümetin engel olması ve var olan tekellerin kaldırılması... Çıkarılacak yeni yasalarla, Medeni ve Ticaret Hukukumuza milli ticareti koruyan emredici hükümler konulması... Milli bankaların kurulması, kurulmasına yardım edilmesi... Tefeciliğin kesin olarak önlenmesi... Ticaret odalarının ülkenin her yerine yayılması, ticaret ve sanat okulları açılması... Yabancı ülkelerdeki ticaret ateşelerinin artırılması, büyük dış ticaret merkezlerinde Türk Ticaret odalarının açılması... Vergi yasalarının, bütün küçük esnaf, işçi ve işyeri sahipleriyle tüccar ve sanayiciler için, ağır olmayacak biçimde ve kazançla orantılı olarak değiştirilmesi...” 7

İşçi Sorunları

İşçi Sorunları’nın çözümü için birçok konuda, gelişmiş uran (sanayi) ülkelerinde bile bulunmayan ve o günkü Türkiye için düş gibi görünen kararlar alındı. Türkiye’de uran, özellikle de büyük uran olmadığı için işçi sınıfı oluşmamış, bağlı olarak toplumu etkileyen bir işçi sorunu yaşanmamıştı. Birkaç küçük fabrika dışında, atölyelerde ya da esnaf yanında çalışanlar işçi sayılacak olursa, 1921’de ülkedeki toplam işçi sayısı, yarısı ev işletmelerinde çalışan dokumacılar olmak üzere, yalnızca 76 bindi. 8 Bunların sosyal ve mesleki sorunları vardı ancak Kongre, aldığı kararlarda kendini bu sorunlara eğilmeyle sınırlamadı. Uranlaşma atılımıyla gelişecek olan işçi kitlesinin, gelecekte oluşacak sorunlarını çözmeye yöneldi. Alınan kararların, gününü aşan ileri niteliği buradan geliyordu.
İzmir İktisat Kongresi’ni,  işçi hakları açısından ilginç kılan özellik, hakların Batıda olduğu gibi çatışmaya dayanan savaşımlar sonucu değil, işçi isteklerinin devlet tarafından karşılanarak elde edilmesiydi. İşçi sınıfıyla sınırlı kalmayıp toplumun her kesimini içine alan bu yaklaşım, aynı zamanda devletin niteliğini ortaya koyuyordu. Bu tutum tümüyle Türkiye’ye özgüydü.
İşçi ve çalışan hakları, birbiri içinden çıkan ve bir bütün oluşturan 34 başlamda toplanmıştı. Kadın işçiler, çırak çalıştırma, sağlık ve sosyal güvenlik, çocuk yuvası, işçi bayramı gibi o güne dek bilinmeyen kavramlar, somut istekler olarak çalışma yaşamına giriyordu. Kongre kararına dönüştürülen isteklerin bir bölümü şöyleydi: Kadın ve erkek emekçilere, amele yerine işçi denilmesi, sağlık vergisi adıyla bir genel vergi konulması, bu gelirin yalnızca verem sanatoryumları, emzikhaneler ve hastaneler için kullanılması... Milletvekili ve belediye seçimlerinde iş koluna göre temsil kuralının getirilmesi... Sendika hakkının tanınması, iş kanununun işçi haklarıyla ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesi... Çalışma süresinin 8 saatle sınırlanması ve 8 saatten sonra çalıştırılan işçiye, 4 saat için bir tam gündelik ücret verilmesi; gece çalışan işçiye, 8 saat karşılığı olarak iki kat ücret ödenmesi... Maden ocaklarında 6 saat çalışmaya bir tam ücret ödenmesi, ocaklarda 18yaşından küçük çocuk ve kadın çalıştırılmaması... Kadın işçilere doğumdan önce ve sonra sekiz hafta ve her ay üç gün ücretli ay hali izni verilmesi... Asgari ücretin işçi temsilcilerinin de katılacağı belediye meclislerinde saptanması... Tüm işçilere, haftada bir gün dinlenme, evlendiklerinde 8 gün evlilik izni verilmesi ve hafta tatilinin Cuma günü olması... 1 Mayıs’ın, Türkiye işçilerinin bayramı olarak kabul edilmesi, bu hakkın yasaya bağlanması... Hastalanan işçilere, 3 ay boyunca ücretlerinin tam ödenmesi, çalışamaz duruma düşen işçilere, işverenin ikramiye vermesi... Bir yıl çalışan işçiye, bir ay ücretli izin verilmesi... Gümrükler, demir yolları, elektrik ve tramvay işletmelerinde, maden ocaklarında çalışan işçilere, kaza ve yaşlılık dahil yaşam sigortası yapılması, sigorta bedelini işveren ve işçinin yarı yarıya ödemesi... İki yüz elli işçi çalıştıran işyerlerinde bir dispanser, maden ve büyük orman işletmelerinin yakınında bir hastane ve ücretsiz yararlanılacak bir hamam yapılması... Sanayi Genel Müdürlüğü’nde, bir İş Teftiş Kurulu’nun kurulması, bu kurula işçi birliklerinden birer danışman alınması... İşyerlerinin sağlık kurallarına uygunluğunu denetlemek için, sağlık görevlilerinden bir kurul oluşturulması... Büyük işletmeler, şirketler, madenler ve tuzlalar yakınında, işçiler için sağlığa uygun konutlar yapılması ya da işçilere ev kirası yardımı yapılması... İşçi çocuklarının, kent çocuklarına göre öncelik tanınarak, yatılı sanat okullarına parasız olarak alınması... Ülkede açılacak tüm iş yerlerinin yalnızca Türk emekçi ve işçilerini çalıştırması... Tütün Reji tekelinin kaldırılması, ayrıcalıklı (imtiyazlı) yabancı kuruluşların devletleştirilmesi... Tütün, pamuk, palamut, üzüm, incir, yün, tiftik, deri gibi hammaddelerin, işlenmeden yurtdışına satılmasının önlenmesi... İşçilerden kesin olarak gelir vergisi alınmaması... Örgütlenme hakkının tanınması...” 9

Sanayi ve Sanayiciler

Sanayi ve sanayicileri ilgilendiren kararlar, işçilerde olduğu gibi, gelecekte ortaya çıkacak sorunların ele alınması biçimindeydi. Türkiye’de uran yoktu, bağlı olarak uran işçisi de yoktu. Uran ve işçi, bir bütünü oluşturan ve birbirini var eden olgulardı; Sanayisiz işçi, işçisiz sanayi söz konusu olamazdı. Bu nedenle, Kongre’de ele alınacak urancı (sanayici) sorunu, yalnızca urancı sorunu değil, girişilecek olan uranlaşma (sanayileşme) atılımının üstesinden gelecek toplumsal bir sorun niteliğindeydi. Ulusal sanayi önce kurulacak, sonra ayakta kalması için korunup desteklenecek, bu yolla güçlenmesi sağlanacaktı.
Uranlaşma amacına yönelen ve 27 başlamda toplanan Kongre kararları, öbür kararlar gibi insanı esas almış, üretime ve tümüyle milli ereklere (hedeflere) yönelmişti. Başlamlarda somutlanan ulusçu anlayış; kamu ya da özel, kurulmuş ya da kurulacak tüm uran kuruluşlarının, tekelciliğe ve yabancı sermaye egemenliğine karşı korunmasına dayanıyordu. Bu anlayışla belirlenen urancı istemlerinin bir bölümü şöyleydi: “Ülke içinde ve gereksinimleri karşılayacak düzeyde üretilen malları korumak için dışalıma (ithalat) yüksek gümrük konarak engel olunması... Ülkede var olan hammaddelerin dışardan getirilmesinin kesin olarak önlenmesi... Sanayi yatırımları için gerekli olan araç gereçlerden gümrük alınmaması... Vergi dışı bırakma uygulamalarıyla sanayicilerin desteklenmesi... Devlet alımlarında yerli mallar yabancı mallardan yüzde yirmi daha pahalı bile olsa tercih edilmeli, eksiltmelere katılacak dış piyasa mallarının kesinlikle gümrüklenmesi... Sanayi yatırımı yapacaklara devletin bedelsiz olarak beş dönüm arazi vermesi... Çıkarılacak sanayi teşvik yasasıyla tanınacak bağışıklıkların (muafiyet) yalnızca Türk vatandaşlarını kapsaması; bu yasanın, 5 yıldan sonra 25 yıl daha uzatılabilmesi... Her yıl fuar ve sergiler açılması, başarılı sanayicilere ödül verilmesi... Kadın erkek bütün halkın, mülki ve askeri memurların yerli malı kullanmalarının zorunlu kılınması... Demiryollarının yabancı şirketlerden satın alınarak devletleştirilmesi ve geliştirilmesi... Taşıma ücretlerinde yerli mallara özel indirim uygulanması... Sanayiciye kredi verecek milli bankaların, özellikle büyük sanayi bankalarının kurulması... Çırak okulları ve usta kursları açılması, dışarıya teknik eğitim için öğrenci gönderilmesi... Her il ve ilçede bir Sanayi Odası açılması, esnaf ve sanatkar örgütlerinin kurulması...” 10

DİPNOTLAR

1    “Gazi’nin İzmir Anıları”, Ahmet Gürel, APİKAM İzmir Büyük Şehir Belediyesi, 2013, İzmir sf.183.
2    “İzmir İktisat Kongresi” Prof.A.Afet İnan, TTK, 2.Bas., 1982, sf.57 ve 65
3    a.g.e. sf.19-55
4    “Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı-1933” Prof.Afet İnan, TTK, Ank.-1972, sf.59-69
5    Büyük Larousse, Gelişim Yay., 9.Cilt, sf.5624
6    a.g.e. sf.5624
7    “Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı-1933” Prof.Afet İnan, TTK, Ank.-1972, sf.69-76
8    “Tek Adam” Ş.S.Aydemir, 3.Cilt, Remzi Kit., 8.Baskı, İst.-1983, sf.351
9    “Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Sanayi Planı” Prof.Afet İnan, TTK, Ank-1972, sf.77-81
10  a.g.e. sf.76-77




Arkadaşlarınızla bu yazı paylaşın.

0 yorum:

Yorum Gönder