31 Ocak 2014 Cuma

ANTİK ÇAĞ EGE VE ROMA UYGARLIĞI



Antik Ege uygarlığı, her uygarlık gibi kendisinden öncekilerden etkilenerek ortaya çıkmış;  sanat, siyaset, edebiyat, felsefe alanlarında sorgulayıcı bir anlayışla ileri ürünler vermiştir. Yönetim biçimini belirleyen siyasal düzen konusunda gerçekleştirdiği dikkat çekici gelişme, soyluerki (aristokrasi) egemenliğinin bireysel diktatörlükle değil, beysoyluların (aristokratların) tümünün katıldığı bir düzenle sürdürülmesiydi. Katılımcılığa dayanan demokratik işleyiş, siyaset düzeninin bünyesine sokulmuş, ancak bu işleyiş, nüfusun küçük bir bölümünü oluşturan soylular sınıfının kullandığı bir ayrıcalık olmaktan ileri gidememişti.

 

20 Ocak 2014 Pazartesi

KÜRESELLEŞME VE İLETİŞİMİN GÜCÜ



Günümüzün sorunu olan küreselleşmenin gerçek sahiplerinin, uluslararası şirketler olduğu artık herkesin bildiği bir gerçektir. Büyük devlet politikası konumuna gelen ve şirket çıkarlarını temsil eden küresel politikanın belirlenip uygulanmasında, askeri ve ekonomik güç yanında çok önemli bir üçüncü güç vardır. Bu iletişim gücüdür. İletişim, günümüzde o denli etkili duruma gelmiştir ki, o olmasa küresel düzeyde politika yürütmek neredeyse mümkün olmayacaktır. Bu nedenle, egemenler iletişim konusunda çok duyarlıdırlar. Sermaye güçleri, haberlerin kendi çıkarları yönünde oluşturulması için, medyayı ya doğrudan satın almıştır ya da ekonomik ve siyasi güçle denetim altında tutmaktadır. Küresel çarşıya dönüştürülen dünyanın istenilen biçime getirilmesi için, teknolojisi yüksek muazzam bir iletişim ağı örülmüştür. Bu büyük ve etkili güç, “kültürel soykırım” aracı olarak kullanılmaktadır. Yazının amacı bunu göstermektir.

13 Ocak 2014 Pazartesi

TÜRKİYE’DE ÖZELLEŞTİRME VURGUNU


Özelleştirme uygulamaları Türkiye’de, geri dönüşün, dışa bağımlılığın ve politik çöküşün kuramsallaştırıldığı; bilinçli ve planlı anti-ulusçu bir programın en son ve en üst aşamasıdır. Toplumsal yaşamı ulus birliği temelinde sürdürüp geliştirmenin gerçek unsurları olan kamusal işletmeler, azgelişmiş ülkeleri ayakta tutan ekonomik güç merkezleridir. Bu merkezleri elden çıkarmanın, ulus-devlet varlığının temel dayanaklarını ortadan kaldırma anlamına geleceği açıktır. Özelleştirme uygulamalarının, ulusal çözülmenin yolunu açan ve bu uygulamaları ister istemez ulus karşıtlığına götüren bir eylem olmasının nedeni budur.

9 Ocak 2014 Perşembe

TEKKE VE TARİKATLARIN KALDIRILMASI



13 Aralık 1925’te çıkarılan Tekke ve Zaviyeleri kaldıran yasa gereği; şeyhler, dervişler, tekkelerini kapatmakla kalmadılar, yan örgütleri durumundaki derneklerini dağıttılar. Kendilerine ayrıcalık sağladığına inandıkları biçimsiz giysilerini çıkardılar. Herkes gibi; ceket, iskarpin, pantolon, kasket ya da şapka giydiler, kravat taktılar. Sokakta hiç kimse, onları artık diğer insanlardan ayıramıyordu. “Başkasının sadakasıyla geçinen” insanlar ortadan kalkmıştı. Belki de yaşamlarında ilk kez, “emekleriyle geçinmek için” çalışmaya başlamışlar, halk içinde yaşayan emekçiler haline gelerek kişiliklerini bulmuşlardı. Onlar, artık Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları, eşit haklara sahip bireyleriydi. Bunların bir bölümü, okul ya da camilerde kapıcılık, bekçilik gibi hizmet görevi yapan devlet görevlileri, bir bölümü zanaatlar, bir bölümü de, “keçi kılından şapka örüp satan” esnaf haline geldiler.

7 Ocak 2014 Salı

TÜRKİYE NEREYE




Yarattığı Kemalist eylemle 20.yüzyıl dünya politikalarına biçim veren Türkiye, aynı potansiyeli, 21. yüzyıla girerken de taşımaktadır. Bugün, Kemalizm ve Yeni–Osmanlıcılık’la bir yolayrımına getirilmiş olan Türkiye; Kemalist yolu seçebilir ve tüm az gelişmiş ülkelere ‘küreselleşmeye’ karşı örnek olabilecek güncel bir model oluşturabilir. Bu olasılık Türkiye üzerindeki Batı kaynaklı global baskıyı arttıracak ve bu baskı, Türkiye’nin Kemalist politikalara yönelmesi oranında radikalleşecektir. 1920’deki Ankara-İstanbul çatışmasının yerini, gizli ya da açık, yumuşak ya da sert; yurtsever-işbirlikçi mücadelesi alacak ve bu mücadelenin somut ifadesi olan küresel hegomonya–ulus devlet çatışması derinleşecektir.

3 Ocak 2014 Cuma

OSMANLI'DA YABANCILAŞMANIN KÖKLERİ: ENDERUN DEVŞİRMELERİ

Türkiye’de bugün yaygın ve yoğun bir kimliksizleşme yaşanıyor. Yetki ve güç sahipleri, aynı yerden buyruk almışçasına, etkili donanınlarıyla toplumu ayakta tutan değerlere sınır tanımaksızın saldırıyor. Bu tutum, kalıcılığı olan politik işleyiş durumuna getiriliyor. Yozlaşma ve yabancılaşmanın geçerliliği olan bir istem haline getirilmesinin bir nedeni olmalıdır. Yaşananlar, tarihte kayıtlı süreçler toplamı ve bu toplamın günümüzdeki uygulamalarında saklıdır. Dışa bağlanmanın ve kendine yabancılaşmanın yaygınlığına yanıt arayan her çaba, ister istemez Osmanlı devşirmeciliğine ve onun yarattığı kapıkulu çıkarcılığına gidecektir. Aşağıdaki çalışmayı bu nedenle yayınlıyoruz.