28 Kasım 2013 Perşembe

BATILILAŞMA SERÜVENİ- 1 (TANZİMAT FERMANI)

1838 yılında İngiltere’yle imzalanan Serbest Ticaret Antlaşması, günümüzdeki Avrupa Gümrük Birliği Protokolüne; 1839 da başlayan Tanzimat uygulamaları ise, Avrupa Birliği uyum düzenlemelerine denk gelir. Konu incelendiğinde, tarihin yüzyetmişbeş yıl sonra bu denli yinelenmiş olması çoğu kimseye şaşırtıcı gelecektir. Tarihten ders alınmadığı için, yaşananlar yeniden yaşanmıştır. Tanzimat Osmanlıyı çökertti, Avrupa Birliği Türkiye’yi yok oluşa götürüyor. Bu gerçeğin görülmesi gerekir. Bu amaçla, Tanzimat uygulamalarıyla Avrupa Birliği ilişkilerini içeren çalışmayı üç bölüm olarak ard arda yayınlayacağız. Okuyunuz ve değerlendiriniz.

 

21 Kasım 2013 Perşembe

DIŞA BAĞLANMANIN KÖKLERİ; OSMANLIDA İMTİYAZLAR



Okurun Dikkatine: Dışa Bağlanmanın Kökleri; Osmanlı’da İmtiyazlar yazısı, II.Mehmet’den (Fatih) 20.yüzyıla dek, yabancılara tanınan ayrıcalıkları (imtiyazları) ele alıyor. Bu yazıdan sonra yayınlayacağımız Batılılaşma Serüveni  1-2-3 ve 4 ; Tanzimat Fermanından Gümrük Birliğine dek son 150 yılın ilişkilerini inceleyecek. Daha sonra Kemalist Kalkınma yazısını 6 bölüm halinde yayınlayacağız. Amacımız, Avrupayla girişilen ekonomik-siyasi ilişkileri okurlara bir bütün olarak sunmak, bu yolla Kemalist kalkınmanın önem ve değerini ortaya çıkarmaktır. Bu dönem uygulamaları, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik açısından yüksek niteliktedir, öğrenip uygulanması yalnızca bizim için değil tüm azgelişmiş ülkeler için de önemlidir. Yazıları okuyup değerlendirdiğinizde bunu siz de göreceksiniz.

Yabancılara; ekonomik, siyasi ve hukuksal alanda ayrıcalık (imtiyaz) tanıma, Anadolu Selçuklularına dek gider. Kolaycılıkla öngörüsüzlüğün içiçe geçtiği uygulamalar, verildikçe bağlanan bağlandıkça verilen ödünler halinde yüzlerce yıl sürdü. Selçuklulardan sonra Osmanlı Devlet’inin de yıkımını hazırlayan koşulları oluşturdu. Kapitilüsyon olarak da tanımlanan imtiyazlar süreci; yabancılara, ekonomik yaşama, bağlı olarak da siyasi yaşama, devletin güçlü olduğu dönemlerde bile yön verme gücünü vermişti. Uygulamalar, devletin iç-dış ticaret üzerinde karar vermedeki girişimgücünü (inisiyatifini), mal ve kişiler üzerindeki hukuksal yaptırım yetkisini, giderek kullanamaz duruma getirdi. Siyasi bağımsızlığı doğrudan ilgilendiren yönetim hakları, önce zedelendi sonra ortadan kalktı.


15 Kasım 2013 Cuma

KÜRESEL “UYGARLIK”



İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası düzeyde kurumsallaştırılan ve Yeni Dünya Düzeni denilen emperyalist politika, 1980’lerden sonra “kürselleşme” tanımıyla yoğunlaştırıldı ve dünyaya yayıldı. Girişimin öncüleri yapılanları; “tarihin sonu”, “sanayi ötesi toplumun kuruluşu”, “post-modern çağa geçiş” gibi tanımlarla kutsadılar; “çağın gereği” olan küreselleşmeye karşı çıkmanın tutuculuk olduğunu söylediler. İletişim ağının etkili gücüyle yoğun yaymaca (propaganda) yapıldı, insanlar üzerinde adeta düşünsel terör estirildi. Oysa yaşananlar söylenenlere hiç uymuyordu. Gerçeği dile getirmek isteyenler, ya susturuldu ya da seslerini duyuramadı. Türkiye, küreselleşmenin olumsuz sonuçlarını yoğun olarak yaşayan ülkelerden biridir. Konunun en çok ülkemizde tartışılması gerekir. Toplumu tedirgin eden uygulamaların tek tek ele alınması, çözüme giden yolu göstermeyecektir. Uygulamaların hangi politikanın parçaları olduğunun bilinmesi yani kürselleşmenin kavranması gerekir. “Küresel ‘Uygarlık’” yazısından başlamak üzere küreselleşmeyi ele alan bir dizi araştırma yayınlayacağız. Umarız yararlı olur.

6 Kasım 2013 Çarşamba

21.YÜZYIL KİMİN OLACAK: ABD, ALMANYA, JAPONYA EKONOMİK SAVAŞI



Dünya’yı gelecekte nelerin beklediğini görmek istiyorsak aranan yanıtı artık, NATO-Varşova, Arap-İsrail çatışmasında ya da Birleşmiş Milletler görüşmelerinde bulamayız. Bunların yerine ABD-Japonya-Almanya (ve Çin) arasındaki ilişkilere ve bu ilişkilerin azgelişmiş yoksul ülkeler üzerindeki etkilerine bakmamız gerekiyor. Sovyetler Birliği’nin dağılması, daha önce çok az insanın düşündüğü bir gerçeği ortaya çıkardı. ABD’nin gölgesinde serpilip gelişen Japonya ve Almanya büyük bir ekonomik güce ulaşmıştı ve bu gücün sağladığı etkiyle dünya politikasına ağırlıklarını koymak istiyorlardı. Sovyet etkisiyle baskı altında kalan çelişkiler olgunlaşarak ortaya çıkmış ve dünya, hemen hemen aynısıyla, 20.yüzyılın başlarına dönmüştü. Dünya etkinlik alanları için kıran kırana bir mücadelenin sürdüğü tek kutuplu politik yapıya geri dönmüştü.