21 Eylül 2017 Perşembe

UTANÇ BELGELERİ



Türkiye, 180 yıl öncesinin olumsuzluklarını yeniden yaşıyor ve Osmanlının gittiği yere doğru gidiyor. Böyle bir şey nasıl olabilir? Bir ülke 2 asır öncesini yeniden nasıl yaşar? Bunun dünyada bir başka örneği var mıdır?

17 Eylül 2017 Pazar

OKULLAR AÇILIRKEN; TEVHİD-İ TEDRİSAD KANUNU


18 Ekim Pazartesi günü yani yarın okullar açılıyor. Bu yazı, eğitime yön veren devlet iradesinin, bugününü ve 93 yıl önce önceki durumunu ortaya koymak için yazılmıştır.

3 Mart 1924’te çıkarılan 430 sayılı yasayla, eğitimde Öğretim Birliği (tevhid-i tedrisat) ilkesi kabul edildi. Aynı gün çıkarılan 431 sayılı yasayla Hilafet, 429 sayılı yasayla da Şer’iye ve Evkaf Nezareti ortadan kaldırıldı. Hilafeti ve Şeriye Nezareti’ni de kapsayan üçlü uygulama nedensiz değildi. Eğitim, o güne değin din ağırlıklı olduğu için, Hilafet Makamı’nın ilgi alanına giriyordu. Medreseler Şerîye ve Evkaf Nezareti’ne bağlıydı. Bu kurumlar varlığını sürdürdükçe, eğitimde birliği sağlamak olanaklı değildi. Bu durum, yasa önerisinde şöyle dile getirilmişti: “Bir devletin genel eğitim siyasetinde, ulusun duygu ve düşünce bakımından birliğini sağlamak gereklidir. Bu, gereklilik öğretim birliği ile sağlanabilir. İki başlı bir eğitim düzeninde, iki tip insan yetişir. Öneri kabul edildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti içindeki tüm eğitim kurumlarının tek kurumu Maarif Vekaleti olacak ve burada ulusal birliği sağlayan gençler yetiştirilecektir”.(×)

16 Eylül 2017 Cumartesi

BARZANİ’NİN REFERANDUMU; ERTELENSE NE OLUR ERTELENMEZSE NE OLUR


Dışişleri Bakanı, Ferudun Sinirlioğlu, 2015’te Erbil’e gitti ve Barzani’yle basına kapalı görüşmeler yaptı. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı olarak orada söylediği sözler, Türkiye’nin Barzani’ye bakışını ortaya koyuyordu. Sinirlioğlu, Türkiye’nin, Kuzey Irak Kürt Bölgesini; ‘kalkınmanın, ilerlemenin ve istikrarın faktörü’ olarak gördüğünü söylemişti. (×)

12 Eylül 2017 Salı

SAKARYA’DA KAZANILAN


13 Eylül, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktasını oluşturan Sakarya Zaferi’nin yıldönümüdür. Yoksul bir ulusun, sıradışı yoksunluklar içinde kazandığı bu savaşın, günümüzde ders çıkarılacak birçok yönü vardır. Savaşan askerler üniformasızdır ve paçavraya dönen giysiler içindedir. Yüzde yirmi beşinin ayakları çıplaktır. Silah donanımı eksiktir. Açlığını gidermek için doğadan ot toplayıp yemektedir. “Askeri otlatmaya çıkardım” sözcüğü, subayların günlük emirleri içine girmiştir. Ön safta çarpışan subayların yüzde sekseni, erlerin yüzde altmışı şehit olmuştur.

12 EYLÜL NEDİR, NE YAPMIŞTIR


1980 yılı Türkiye için, ekonomi ve siyaset başta olmak üzere, toplumsal yaşamın her alanında büyük bir çöküşün yaşandığı bir kırılma yılıdır. 1980’den söz edilince herkesin aklına doğal ve haklı olarak, silahlı bir hareket yani darbe gelir. Bu, olayın gerçek boyutunu ortaya koymayan eksik bir yaklaşımdır. 1980 olayları, bir bütün olarak ve biraz dikkatlice ele alınacak olursa, yaklaşımın yetersizliği kolayca görülecektir. 12 Eylül sabahı uygulamaya sokulan eylem, sanıldığı ya da uygulayıcılarının söylediği gibi; terör olaylarının’ zorunlu kıldığı bir sonuç değildir. Ülkeyi küresel isteklere sınırsızca açarak, ulus devlet varlığını ortadan kaldırmaya yönelen dış kaynaklı bir tasarımdır.