16 Kasım 2017 Perşembe

VAHDETTİN’İN KAÇIŞI; SALTANATIN KALDIRILMASI


17 Kasım 1922 günü ülkeden kaçan Vahdettin, ulus vicdanını gerçek anlamda rahatsız eden ağır suçlar işlemişti. Anadolu’da ordu yoksulluk içinde savaşırken; kadınlar, yaşlılar, çocuklar ölüm dahil her türlü eziyeti göze alıp ateş hatlarına silah götürürken; İstanbul’da, “en sıradan hamal bile özgürlüğün temeline bir taş koymak için yaşamını tehlikeye atmaktan çekinmezken”; Padişah, tüm ulusun kutsal saydığı bu savaşa katılmamış, tam tersi her türlü karanlık oyun içinde düşmanla işbirliği yapmıştı. Tüm ulus, bağımsızlığı için “kendini feda ederken”, o ülkeyi işgal edenlerle anlaşmıştı. Düzenlediği iç isyanlarla kardeş kanı akıtmış, Kurtuluş Savaşı önderlerini idama mahkum etmişti.

13 Kasım 2017 Pazartesi

MONTRÖ’DEN KANAL İSTANBUL’A


“Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin tehdidiyle karşı karşıyadır. ABD savaş gemilerini, istediği miktar ve tonajda ve istediği süreyle Karadenizde dolaştırmak için Montrö’yü fesh ettirmeye çalışıyor. Bu amaç için, fesih hakkı olan Romanya’yla gizli diplomasi yürütüyor”.(x)

11 Kasım 2017 Cumartesi

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI SONRASI DÜNYA (1918-1939)


29 Eylül 1918 Bulgaristan, 30 Ekim 1918 Türkiye ve 11 Kasım 1918 Almanya’nın teslim olmasıyla I.Dünya Savaşı sona erdi. Sıradan insanlar dört yıllık acılı dönemi sona erdiren anlaşmaları barış şenlikleriyle kutlarken; büyük sanayi ve finans çevreleri, hükümet yetkilileri ve politikacılar, amacına ulaşmamış bir savaşın getirdiği barışı kutlamağa değer bulmuyordu. Savaş bitmiş ancak savaşın nedenleri daha da ağırlaşmış olarak ortada duruyordu. Kısa süren kutlamalardan sonra savaşı kazananlar, eskinin yıkıntılarından yeni bir dünya kurmak için Paris’te toplandı. Düşük savaş kazanımları, birbiriyle çelişen önceden verilmiş sözler, gerilim içeren karmaşık istemler; küresel düzeyde sıkıntılı bir ortam yaratıyordu.

9 Kasım 2017 Perşembe

ATATÜRK’ÜN HASTALIĞI VE HEKİMLER


Sağlığı, 1935’ten sonra bozulmaya başladı. Bu kez görülen, eski hastalıklarından birinin depreşerek onu yeniden rahatsız etmesi değil, dış görünüşüne yansıyan genel bir çöküntüydü. Kendini güçsüz hissediyor, çabuk yoruluyor ve eski verimiyle çalışamıyordu. Ten rengi hızla solmuş, yüz hatlarında derin kırışıklıklar oluşmuştu. Onda pek görülmeyen bir yorgunluk ve bu yorgunluğa bağlı bir bezginlik görülüyordu. Ancak, belirtilere karşın, rahatsızlığının nedeni karaciğer hastalığı bir türlü saptanamıyordu. Tanı gecikmesini ve yanlış tedaviyi anlamıştı. İsviçre’de okuyan Afet İnan’a gönderdiği mektupta, “bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri nedeniyle hastalık durmamış, ilerlemiştir” diyor; İsmet İnönü’ye “İsmet, hastalığım çok daha önce bana bütün ağırlığıyla anlatılsaydı, o zaman işin başında, tam başında önlemini alırdım. Bu noktaya getirmezdim. Bana yeterince anlatılmadı, gerçekler gizlendi” diye serzenişte bulunuyordu. Fransa’dan getirilen, Prof. Dr. Frank Fiessinger, kendisini hayrete uğratan bir gerçekle karşılaşıyor, “Atatürk’e o güne dek hiçbir kan tahlili yapılmadığını” görüyordu.(x)

SOVYETLER BİRLİĞİ NEDEN ÇÖKTÜ


Lenin’in, Ekim Devrimi’nin 71’inci günü coşkulu bir sevinçle oynadığı söylenir. Oynamanın nedeni, folklorik ilgi değildi kuşkusuz. İlk sosyalist yönetim Paris Komünü, 70 gün ayakta kalmıştı. Lenin, sosyalist devrimin yaşam süresini, bir gün ileri götürdüğü ve insanlığa daha uzun süreli bir deneyim sunulduğu için sevinmektedir. Olaya bu gözle bakarak 1991’de, yönetim rekorunu 74 yıla çıkarmanın sevincini yaşamak da olası kuşkusuz. Ancak, böylesi dar ve sığ bir iletiyi içermeyen bu öykü; sınıflı bir toplumdan sınıfsız bir topluma geçme ereğindeki yaşanmış tüm deneylerin birbirine aktarılmasını gerekli kılar.