27 Temmuz 2017 Perşembe

BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE MUSTAFA KEMAL


Birinci Dünya Savaşı, 28 Temmuz 1914'de başladı, 11 Kasım 1918'de bitti. Osmanlı İmparatorluğu, savaş sürerken ve ortada hiçbir neden yokken, 29 Ekim 1914 günü herhangi bir bildirimde bulunmadan Rus limanlarını bombaladı. Osmanlı İmparatorluğu’nun Dünya Savaşı’na katılması anlamına gelen bu eylem, önceden hazırlanmış bir tasarımdı ve çok dar bir kadro tarafından düzenlenmişti. Akdeniz’de İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau adlı iki Alman savaş gemisi, Çanakkale’yi geçip İstanbul’a gelmiş; Türk Hükümeti, kimsenin inanmadığı bir açıklamayla, bu iki gemiyi satın aldığını açıklamıştı. Yavuz ve Midilli adları verilen ve gönderine “Türk bayrağı çekilip, Türk flamalarıyla donatılan” bu iki gemi; “başlarına kırmızı fes takılarak Türk üniforması giydirilmiş” Alman askeriyle birlikte ve yanlarına Karadeniz’deki Osmanlı filosunu da alarak, Rus kentlerini bombalamıştı. Saldırı emrini, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilen Alman Amiral Wilhelm Souchon (1864-1946), Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın yazılı iznine dayanarak vermişti. (X)

23 Temmuz 2017 Pazar

“ZAFERİN ULUSLARARASI HUKUKUN KÜTÜĞÜNE ÇAKILMASI” : LOZAN ANTLAŞMASI


Vahdettin’in ülkeden kaçışından 3 gün sonra, 20 Kasım 1922’de, Lozan’da barış görüşmeleri başladı. Bir yanda, katılımcı olarak İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan, Japonya, Romanya ve gözlemci olarak, ABD, Sırbistan, Sovyetler Birliği, Bulgaristan, Belçika, Portekiz; diğer yanda yalnızca Türkiye vardı. Birinci Dünya Savaşı’nı kazanan devletler, hazırladıkları Sevr Anlaşması’nı Ankara hükümetine kabul ettirememişler; Anadolu’ya çıkartılan Yunanlıları yenen Türkler, Lozan’a, yenilgiyi kabul eden Almanya ve Avusturya’dan farklı olarak, yengi kazanmanın özgüveniyle gelmişti. İngiltere ve bağlaşıkları (müttefikleri) ise, Türkiye’yi hala “Dünya Savaşı’nın yenik ülkesi” görerek ya da öyle görünerek gelmişti. Almanya ve Avusturya’ya Versailles’da yapılanın benzeri, Lozan’da Türkiye’ye yapılacak ve Küçük Asya’daki Batı çıkarları, korunacaktı. Ortadoğu’ya verilecek yeni biçim, uluslararası bir anlaşmayla meşrulaştırılacak, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki imtiyaz haklarının korunması koşuluyla, Yeni Türkiye’nin sınırları belirlenecekti.

19 Temmuz 2017 Çarşamba

OSMANLI’DA TOPRAK MÜLKİYETİ


Selçuklu ve Osmanlılar’daki toprak mülkiyetinin temel özelliği, Orta Asya kültürünün gelişkin bir uzantısı ve paylaşımcılığa dayanan kamucu yaşam biçiminin ürünü olmasıdır. Fethedilen yerlerde devletin kalıcılığını sağlamada belki de en önemli sorun, toprak ilişkilerindeki çeşitlilik ve bu çeşitliliğe uygun çözümlerin bulunup uygulanmasıydı. Onlarca millet ve milliyetin yaşadığı yedi milyon kilometrekarelik İmparatorlukta, tek bir uygulamanın her yerde ve aynı biçimde gerçekleştirilmesi olanaksızdı. Bu nedenle, özel koşullara uyum gösteren ve gereksinime yanıt veren değişik mülkiyet ilişkileri geliştirildi ve başarıyla uygulandı.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

İSPANYA İÇ SAVAŞI


17 Temmuz 1936’da, başlayan İspanya İç Savaşı, “uygarlığın beşiği” Avrupa’da yaşanan bir insanlık dramı, bir vahşet dönemiydi. Emperyalist devletler, gerektiğinde, kendi halklarına karşı da şiddet uygulamış ve zor yöntemlerini, Avrupa’da da kullanmaktan çekinmemişti. Ulusal ya da toplumsal mücadeleye girişeceklerin, İspanya iç savaşını incelemeleri ve günümüze yönelik sonuçlar çıkarmaları gerekir. Bu savaş; ilkelerin ve insani değerlerin nasıl kolayca ayaklar altına alındığını, “demokrasi” havarisi ülkelerin demokrasinin yok edilmesine nasıl göz yumduklarını gösteren, çarpıcı bir örnektir. Bu savaş, İspanya topraklarında yapılan bir Avrupa İç Savaşı’dır. Savaşa şu ya da bu oranda karışmayan, vatandaşı İspanya’da savaşmayan ülke kalmamıştı. Üç yıl süren savaş sonunda; Bir milyon insan öldü, iki milyon insan tutuklandı ve beş yüz bin insan yurtdışına kaçtı. İspanya; emperyalist ülkelerin, ideolojilerin, sistemlerin ve yeni silahların çatıştığı bir arenaya dönüştü.

16 Temmuz 2017 Pazar

OSMANLI YÖNETİM BİÇİMİ


Osmanlı Devleti’nin evrimi, yalnızca askeri örgütlenme ve devlet yönetimi konularında değil, bununla birlikte; eğitim, hukuk, maliye, ticaret ve üretim alanlarında da kendinden önceki Türk toplumlarının tarihsel birikimi üzerinde gelişti. Orta Asya kültürü temel alınıp, yeni koşulların yarattığı gereksinimler doğrultusunda; başka kültürlerden de yararlanılarak, güçlü ve iyi işleyen bir devlet kuruldu. Selçukluların işleyip geliştirdiği; Sasani, Abbasi ve Bizans kültürü; binlerce yıllık Anadolu uygarlığıyla karıştı ve tümü Türk yönetim düzeni içinde eritilerek, ileri bir uygarlık yaratıldı. Anadolu, bu gelişime bağlı olarak, Türkleşti.